Hayat şimdi en güzel yüzünü gösteriyor. Herşey anlamını buldu.
Taşlar yerli yerine oturdu. Sıkıntılarım bile bambaşka şimdi...

Gözünün çapağı, günlerdir yapamadığı kakası, emzirme saatleri en büyük derdim.
Onun kokusu beni sarhoş eden. Gülümsemesi mutluluk bu dedirten.

Hayatımın mucizesi,kızım, Zeynep Ela'm
ve onunla yaşadığım en güzel anlar...

 

Sen, ne ara büyüdün; benim kuzum…
Zaman hızla akıyor, ne büyüme hızına ne de zamana yetişmek mümkün biliyorum. Yaşadığımız her bir anın kıymetini bilerek yaşamaya çalışıyorum. Şu an saat; 03:33 işlerim tam olarak bitmedi. Uyumam gerek, ama senin için uzun süredir birşeyler yazmamış olmak da rahatsız ediyor beni. Yorgun, aynı anda keyifliyim. Sen sağlıkla uykundasın, gecenin sessizliğinde nefes alış verişin benimle; ötesi yok.

Sen, ne ara büyüdün; benim kuzum…

Zaman hızla akıyor, ne büyüme hızına ne de zamana yetişmek mümkün biliyorum. Yaşadığımız her bir anın kıymetini bilerek yaşamaya çalışıyorum. Şu an saat; 03:33 işlerim tam olarak bitmedi. Uyumam gerek, ama senin için uzun süredir birşeyler yazmamış olmak da rahatsız ediyor beni. Yorgun, aynı anda keyifliyim. Sen sağlıkla uykundasın, gecenin sessizliğinde nefes alış verişin benimle; ötesi yok.

Anish Kapoor’dan esinlenmece…
Malzemeler: Zeynep Ela, telefon kamerası, karton

Anish Kapoor’dan esinlenmece…

Malzemeler: Zeynep Ela, telefon kamerası, karton

Analı - babalı…

Eve hapsolmadığımız hafta sonlarından biriydi.

İlk günlerde olduğu gibi şimdi oturup saymazsam kaç aylık olduğunu bilemiyorum. 2.5 yaşında diyorum, geçip gidiyorum.
Annelik hassasiyeti ister istemez azalıyor belki… Ama yerini başka başka endişeler alıyor. Nedir bu anneliğin endişeli durumu, evham desem değil. Takıntı desem hiç değil. Hissettirmeden, alttan alttan geliyor… Ama gün geçtikçe değişime uğradığını tüm çıplaklığı ile görüyorsunuz.
Oturdum saydım. 16 Mayıs 2011 doğumlu olduğuna göre; bu fotoğrafta 31, 32 aylık filansın. Ağzının kenarlarında havuç lekeleri var. Çünkü o sabah büfe usulü kahvaltı ettik seninle; istediğin meyveleri birlikte sıkıp, yanına da tost yaptık. Ohh mis… Buraya kadar normal.
Sonra ağzının kenarındaki o havuç lekelerini görünce sen 5 - 6 aylıkken yaşadıklarımı anımsıyorum… 
Ek gıdalara geçmişiz. Arkadaşım ve annesi ile buluşacağım. Tek başına seninle çıkmak için hazırım. Çantan da hazır. Ara öğününü de o hazır sebze pürelerinden hallediyorum.  Sen püreyi tamamen bitirmeden, ağzının kenarları kıpkırmızı kabarıyor. Zaten o ana kadar ne sohbetten, bir şey anlamışım… (Arkadaşlarımı ve annesini görmek iyi geliyor biliyorum.- Konuşmadan gereksiz bir replik hatırımda bir tek arkadaşımın annesinin arkadaşı sigarayı bırakmış!)  Günüm iyice zehir oluyor. Taksiye atlayıp eve gidiyorum, geçmezse, doktoru ararım diyorum. Yol boyunca kafayı takıyorum tabi, alerji mi, hastalık mı, ne oldu bu çocuğa? Bir telaş, bin endişe… Neyse ki bir şey yok, saatler sonra geçiyor kabarıklık. Bir daha yedirmiyorum tabi o sebze püresini…
Bu sıralar başka başka endişeler var yine… Ateş! Neden, niye üşüttü mü salgın mı, havale tekrarlanır mı? Kaç derece, duşa sokalım mı, ilacı kaçta vermiştim.
Ahhh neyse, azı dişi çıkıo gördüm! 

İlk günlerde olduğu gibi şimdi oturup saymazsam kaç aylık olduğunu bilemiyorum. 2.5 yaşında diyorum, geçip gidiyorum.

Annelik hassasiyeti ister istemez azalıyor belki… Ama yerini başka başka endişeler alıyor. Nedir bu anneliğin endişeli durumu, evham desem değil. Takıntı desem hiç değil. Hissettirmeden, alttan alttan geliyor… Ama gün geçtikçe değişime uğradığını tüm çıplaklığı ile görüyorsunuz.

Oturdum saydım. 16 Mayıs 2011 doğumlu olduğuna göre; bu fotoğrafta 31, 32 aylık filansın. Ağzının kenarlarında havuç lekeleri var. Çünkü o sabah büfe usulü kahvaltı ettik seninle; istediğin meyveleri birlikte sıkıp, yanına da tost yaptık. Ohh mis… Buraya kadar normal.

Sonra ağzının kenarındaki o havuç lekelerini görünce sen 5 - 6 aylıkken yaşadıklarımı anımsıyorum… 

Ek gıdalara geçmişiz. Arkadaşım ve annesi ile buluşacağım. Tek başına seninle çıkmak için hazırım. Çantan da hazır. Ara öğününü de o hazır sebze pürelerinden hallediyorum.  Sen püreyi tamamen bitirmeden, ağzının kenarları kıpkırmızı kabarıyor. Zaten o ana kadar ne sohbetten, bir şey anlamışım… (Arkadaşlarımı ve annesini görmek iyi geliyor biliyorum.- Konuşmadan gereksiz bir replik hatırımda bir tek arkadaşımın annesinin arkadaşı sigarayı bırakmış!)  Günüm iyice zehir oluyor. Taksiye atlayıp eve gidiyorum, geçmezse, doktoru ararım diyorum. Yol boyunca kafayı takıyorum tabi, alerji mi, hastalık mı, ne oldu bu çocuğa? Bir telaş, bin endişe… Neyse ki bir şey yok, saatler sonra geçiyor kabarıklık. Bir daha yedirmiyorum tabi o sebze püresini…

Bu sıralar başka başka endişeler var yine… Ateş! Neden, niye üşüttü mü salgın mı, havale tekrarlanır mı? Kaç derece, duşa sokalım mı, ilacı kaçta vermiştim.

Ahhh neyse, azı dişi çıkıo gördüm! 

Dış mekanlarda neler yaparız? 

1- Taksim’e doğru yolculuk

2-  Hiç kimsenin olmadığı, hafta içi bir Trumph gezisi

3- Hafta içi ise ve hava da çok soğuksa Zorlu’da olabiliriz.

4- Hafta sonu Yıldız Parkı sonrası bi Ortaköy’e uğrarız. Mantıcı da yemek seçmek ne zor :) 

5 - Mürvet’lerin oradaki park Göztepe Parkı en sevdiğimiz, kış pikniği…

6 -  Bizim evin bahçesi ayy pardon otoparkında koşuşturmaca 

Evde neler yapılır? 

1- Salonun ortasında bulaşık yıkama

2- Anne için üç boyutlu resim çalışması ( O el o bantın içinden geçecek) 

3- Çikolatalı vişneli muffin yapımı

4- Şehrin ortasında bulunan doğa parçacıklarından kolaj yapma

5- Duvara sticker yapıştırma

6- Öylesine bir boyama

7- Evdeki tüm kitapları okuma- okutturma da diyebiliriz.

8-  Lazanya ve ekmekten sandviç hazırlama

9- Evi tanınamayacak hale getirme

Günaydın… Yine seninle yeni bir gün başlıyor. Bir günü, bir gününe uymaz derler ya hani insanın ya da bu sabah tersinden kalktı. Senin için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Ters dediğime bakma… Huysuz, olduğun, istekler yağdırdığın günler oluyor diyelim. Bazen de çok tatlı oluyorsun. Ben de her anne gibi o tatlı hallerine bayılıyorum işte… Tatlı ya da huysuz, tüm gün gizli bir rutin var aslında…

Anne kalk gece oldu…

Gündüz, Zeynep Ela. Günaaaydın.

Kuzum nerede, minim nerede ya da dün gece en son oyuna bağlı olarak, parlak kumaşım, kurdelem, ya da kitabım nerede yani dün gece nerede kaldıysak oradan devam oyuna.

Arada sarılmalar, koklaşmalar, en sevdiğim bölüm.

Alt değiştirme: Nefret ettiğim, bir ısrar, bin kıyamet, zorunlu hareketler ve başardım.

Sonra kahvaltı…

Süt içer misin, labne yer misin, peki yumurta, tost yapayım mı, ben de soru çok…

Mahmur gözlerinle sabah TV açılır. Kahvaltı hazır olana dek, tek başına çizgi film…

Anne bu işi olur. Evde ya da dışarda çalışır. O zaman sana kokoş bakar. Kokoş da kim diyeceksin? Benim halam; sen bu yaşlarında ona böyle seslenince adı kokoş kaldı. Onu seviyoruz. Bizim evin sanat yönetmeni, resim, boyama, kolaj, ev yapımı oyun hamuru her şey ondan sorulur. 

Anne bazen dışarda bazen evdedir. Ama gitse bile hep senin mutlu ve huzurlu olduğunu bilir.

Durun durun heyecanlanmayın. Yazıyı hemen bitirip bi koşu gidip kardeş yapmadık. Zeynep Ela bebek durumuna taktığından arada, bebeğin karnından doğdu mu ? diye soruyor evet ama bu fotoğraftaki bir arkadaşımın güzeller güzeli Leyla’sı…

Belki de Zeynep Ela’nın bu isteğinin altında onun deyimi ile etrafımızda hep “bebecik”lerin olması yatıyordur.

Gerçi, bu güzel ve annesi şimdi bizden çok uzakta. Pek sevdiğim bu çekirdek aile İstanbul’u arkalarında bırakıp Bodrum’a yerleştiler. Yeni hayatları, bizim yaşadığımız şehir hayatından çok çok farklı ve huzurlu. En azından şimdi düşünüyorum da virüstü, mikroptu, çocuğu AVM’ye kalabalık ortamlara sokmayayım gibi sıkıntıları yok. Buradaki kadar kış kıyamette yok. Açık havada, güneşli günlerde, denizin, büyükanne ve babasının dibinde serpilip büyüyecek Leyla’cık…

Darısı tüm bebeciklerin başına…

Ama benim kendim canım sıkılıoooo!
Fotoğraftaki tablo çok güzel… Yaşları birbirine yakın, tam 4 çocuk ve çocuklarına keyifle kitap okuyan bir anne.
Bense  sadece Zeynep Ela’ya sahip olan bir anne olarak iç hesaplaşmalar yaşıyorum. Bu hesaplaşmalarda şu an 2.5 yaşında olmasına rağmen birgün bana gelip;
- Bana kardeş yapar mısın anne? diyen Zeynep Ela’nın da payı yok değil.
Ben abla istiyorum, onunla oynamak istiyorum. Ama benim kendim canım sıkılıo….
- Kardeşin olursa oyuncaklarını almak ister, sen pek paylaşmayı sevmiyorsun diyen çocuğu vazgeçirmek adına ne dediğini bilmeden konuşan bir anne 
-  Onunla bebeklik oyuncaklarımı paylaşırım hadi yap ama! diyen 2.5 yaşında bir kız çocuğu… Benim kızım.
Ben hala zaman zaman Zeynep Ela’nın annesi olup olmadığıma bile inanamazken içten içe beynimi kemiren kardeş konusu.
Benim kardeşim var. Eşimin kardeşi var. Zeynep Ela’ya kardeş yapmamak haksızlık mı? Ya da Zeynep Ela’yı sınırlı şartlarla büyütmeye çalışırken yapmak mı daha haksızlık. Ona verdiğimiz maddi manevi her şeyin bir şekilde ikiye bölünmesi ve buna yetemeyeceğimi bilmem. Eminim her anne baba zaman zaman bu tarz sorularla karşı karşıya kalıyor. Bize dayatılmış öğreti tarzı kardeş çok iyidir her çocuğun kardeşe ihtiyacı vardır. Ya da allah rızkını verir klişelerinden çok ama çok uzağım.
Beni tek düşündüren “sadece” kızım. Ve ona sağlayacağım, huzur, güven, sevgi dolu bir yuva. Bu yuva ister bir küçük yavru kuşu barındırsın. Ya da minik kuşların sayısı çoğalsın benim onlara vereceğim sevgi hep aynı olacak.
Ülkemizin bize sağlayamadığı onca sosyal hak varken, büyük şehirde bir şekilde hayat mücadelesine devam ederken, yakın çevrenizde sizin gibi çocuğu olan arkadaşlarınız yokken, anne ve babanız sizden çok uzakta başka bir şehirde yaşıyorken çocuk yapmak bana zor geliyor.
Zeynep Ela seneye okula başlarsa benim nasıl bir hayatım oluru düşlerken, ondan tamamen ayrı bir hayat düşleyemesem de azıcık ayrı kalsak nasıl oluru düşünürken, hangi okula gidecek, nasıl gidecek, ona iyi bir eğitim verebilecek miyim diye sorup dururken, o okula gittiğinde daha çok çalışacak olmanın planlarını yaparken, omuzlarına yeni bir bebeğin sorumluluğunu almak bana ağır geliyor.
Zeynep Ela’ya hamile kaldığım dönemde ajansta olmamam, ona tamamen kendi başıma bakmam, her şeyi ile birebir ilgilenmem yaklaşık bir yaşına kadar emzirebilmem, onunla ilgili her detayı düşünmek için çok fazla vaktimin olması hep Zeynep Ela için artılarla yüklüydü. Peki bir diğeri için aynısını yapamazsam, bu da bana yapılacak olan kardeş için haksızlık gibi geliyor.
Bencillik, haksızlık, duygular, maneviyat, maddiyat, kardeş şart mı…  Anne olmak, Zeynep Ela’ya sahip olmak. Dünyanın en güzel duygusu net bildiğim bu evet. Geride kalanlar da anneliğin düşünce baloncuklarından sadece ve sadece bir kaç taneciği…

Ama benim kendim canım sıkılıoooo!

Fotoğraftaki tablo çok güzel… Yaşları birbirine yakın, tam 4 çocuk ve çocuklarına keyifle kitap okuyan bir anne.

Bense  sadece Zeynep Ela’ya sahip olan bir anne olarak iç hesaplaşmalar yaşıyorum. Bu hesaplaşmalarda şu an 2.5 yaşında olmasına rağmen birgün bana gelip;

- Bana kardeş yapar mısın anne? diyen Zeynep Ela’nın da payı yok değil.

Ben abla istiyorum, onunla oynamak istiyorum. Ama benim kendim canım sıkılıo….

- Kardeşin olursa oyuncaklarını almak ister, sen pek paylaşmayı sevmiyorsun diyen çocuğu vazgeçirmek adına ne dediğini bilmeden konuşan bir anne 

-  Onunla bebeklik oyuncaklarımı paylaşırım hadi yap ama! diyen 2.5 yaşında bir kız çocuğu… Benim kızım.

Ben hala zaman zaman Zeynep Ela’nın annesi olup olmadığıma bile inanamazken içten içe beynimi kemiren kardeş konusu.

Benim kardeşim var. Eşimin kardeşi var. Zeynep Ela’ya kardeş yapmamak haksızlık mı? Ya da Zeynep Ela’yı sınırlı şartlarla büyütmeye çalışırken yapmak mı daha haksızlık. Ona verdiğimiz maddi manevi her şeyin bir şekilde ikiye bölünmesi ve buna yetemeyeceğimi bilmem. Eminim her anne baba zaman zaman bu tarz sorularla karşı karşıya kalıyor. Bize dayatılmış öğreti tarzı kardeş çok iyidir her çocuğun kardeşe ihtiyacı vardır. Ya da allah rızkını verir klişelerinden çok ama çok uzağım.

Beni tek düşündüren “sadece” kızım. Ve ona sağlayacağım, huzur, güven, sevgi dolu bir yuva. Bu yuva ister bir küçük yavru kuşu barındırsın. Ya da minik kuşların sayısı çoğalsın benim onlara vereceğim sevgi hep aynı olacak.

Ülkemizin bize sağlayamadığı onca sosyal hak varken, büyük şehirde bir şekilde hayat mücadelesine devam ederken, yakın çevrenizde sizin gibi çocuğu olan arkadaşlarınız yokken, anne ve babanız sizden çok uzakta başka bir şehirde yaşıyorken çocuk yapmak bana zor geliyor.

Zeynep Ela seneye okula başlarsa benim nasıl bir hayatım oluru düşlerken, ondan tamamen ayrı bir hayat düşleyemesem de azıcık ayrı kalsak nasıl oluru düşünürken, hangi okula gidecek, nasıl gidecek, ona iyi bir eğitim verebilecek miyim diye sorup dururken, o okula gittiğinde daha çok çalışacak olmanın planlarını yaparken, omuzlarına yeni bir bebeğin sorumluluğunu almak bana ağır geliyor.

Zeynep Ela’ya hamile kaldığım dönemde ajansta olmamam, ona tamamen kendi başıma bakmam, her şeyi ile birebir ilgilenmem yaklaşık bir yaşına kadar emzirebilmem, onunla ilgili her detayı düşünmek için çok fazla vaktimin olması hep Zeynep Ela için artılarla yüklüydü. Peki bir diğeri için aynısını yapamazsam, bu da bana yapılacak olan kardeş için haksızlık gibi geliyor.

Bencillik, haksızlık, duygular, maneviyat, maddiyat, kardeş şart mı…  Anne olmak, Zeynep Ela’ya sahip olmak. Dünyanın en güzel duygusu net bildiğim bu evet. Geride kalanlar da anneliğin düşünce baloncuklarından sadece ve sadece bir kaç taneciği…